O zaman ilk askerlik anımı anlatayım! :)
Esasen askerlik anısı değil ama o zamana denk geldiği için... Aman, her ne sikse...
Acemiliğimin ilk haftası ya da max 10 gün olmuş falan. Temizlik mangası seçtiler (evet, komik.) Haliyle biz de malum mangayız.
Temizlik, yarak-kürek falan... Lavuğun biri geldi; "Koğuş nöbeti için 8 kişi lazım" dedi. Ben götüm götüm uzaklaşıyorum olay yerinden.
8. adam beni seçti. (Sikik) Derler ya bilemiyorsun orada mevzu hayır mı şer mi diye... Aynen öyle. Neyse seve seve (!) gittim.
Muhteşem habermiş meğer. Olay "akşama kadar koğuş önündeki bahçede oturup muhabbet etmek"MİŞ. Eğitim yok yani(ki büyük olay). (Tabii akşam dediğim, bize göre akşamüstü 5 orada) :((
"Uncle" diye bir lavukla (şimdi kardeşimdir) sap-sap bekleyeceğiz 5'e kadar işte. E tabii "kardeş senin memleket neresi?" sorusunu bekliyorsun ilk olarak. "Dünya çok küçük amk" diye girdi lavuk.
Bunun bir kız arkadaşı varmış. (Bu yaz evleniyorlar. Ben de gideceğim inşallah "event"e :)) KAÇIRIRSAM DA 'TEBRİKLER!!!') O kız arkadaşının, en yakın arkadaşın sevgilisi de bizim bölükten vs...
( Uyuma bak ilginçleşecek. Ya da kalk yerine yat :(( )
Ben de içimden "Yeteri kadar iyi lan giriş için" diye düşünüyorum. "Doğru söylüyorsun" dedim. Akabinde 3-5 örnekle pekiştirdik konunun başlığını...
Sonra kaçınılmaz noktaya geldik; "Memleket nere?".
"Ben Mersin'liyim (Elhamdülillah)"
O da Kayseri'liymiş. Sonra follow up... "Nerede okudun?"
Uzun sikin kısası, "Uncle" Kayserili ve ben üniversiteyi Girne'de okumuş, Kayserili bir kadına aşık olup, 3.5 yılımı çöpe atmış bir salağım.
Adam Girne'yi duyunca başlıyor saymaya...
"Yaaaauv orada şu vardı, bu vardı... Bu da mı yoktu? E bir de 'Rahmetli' vardı..."
Maksimum yarım saniyelik duraksamanın ardından...
" 'Rahmetli' dediğinin soyadı neydi?" diye soruyorum.
"Yahu dotbulop, suckbulop, bir şeydi..." diyor. Ben de " 'Fuckblount' olmasın?" diyorum.
"Hah!Aynen. Tanıyor musun?" diyor.
Ben de ultra cool... (Yav heee heee)
"Evet, bizim okuldaydı. Biliyorum ama pek tanıdığım söylenemez" diyorum. (Pek de yanlış değil hani :|)
"Hadi ya! Biz çok iyiydik onla. 'Bilmem sikim dershanesine' birlikte gittik. Bir grubumuz vardı hatta; yarak, tarak, kürek , tırmık ve benden oluşan.
Sürekli birlikte takılırdık bir ara. Ama orjinal hatundu. Yani kafa 'alternatif' ama ruh 'yöresel'di. Konsere gideceğiz mesela, annesi bırakır, sonra da alırdı...Zaten imkanı yoktu yani.:)) Dikkat çekerdi.
Ama sonra açıldı sanırım. Yani... Bir lavukla beraber ya da beraberdi. Dövmeli, hafif uzun saçlı, sarışın, şekil bir şey... Bildiğin 'piç' yani. Herifin evinde mi kalıyor, n'apıyor bilmiyorum artık.
Ama fotoğraflardan çıkardığım..."
Kestim ve "Haaa baya fotoğraflara baktın yani" dedim gülümseyerek. "Facebook işte hafız" dedi... "
"Ben tahmin ediyordum gerçi de, lavuk buna büyük yanlış yapmış olacak ki sonra bir saçmaladı. Yani özünden çıktı, o derece... Ama iyi hatundur. Görüşmesek bile hala severim, Allah var." diye devam etti.
Ben de "Saçlarım dökülüyor. Kısa tutmak daha iyi" deyip, dövmelerimi gösterdim. Anlık bir mallama. "Hass..."
Gerisini sen hayal et :))
Seven Hills Chronicles
1 Haziran 2014 Pazar
18 Aralık 2012 Salı
Temiz Sayfaların Üstünü Karalayan Adam
Yeni sayfalar açayım istiyorum. Belki de açıyorum...Hiç biri içime sinmiyor ama. Yepyeni bir şeye başlayacaksan yanında geçmişten getirdiğin hiç bir yük taşımamalısın. Ha, taşıyorsan da bunu "yeni bir sayfa" olarak adlandırmamalısın. Eğer ki bir önceki sayfanın etkisinden yarattığın bir tepkiyse mevzu bahis yeni sayfa, o da boka batmıştır zaten.
Her şeye baştan başlayacak takatim yokmuş gibi hissediyorum. Ama istekliyim de. O aptal isteğe mi kulak asmalı yoksa kulağa makul ve mantıklı gelen "sıkıcı" sese mı?
Bazen tertemiz bir şeyler hissediyormuşum gibi geliyor, iyi hissetmemi sağlayan. Peşinden gitmek istiyorum, gidiyorum da. Ardından yine o aptal fikir...
-Bu sadece bir 'yardım çağrısı'. Aslında bunu istemiyorsun bile. Belki de istiyorsun. Hahahahaha! Bunun ne olduğunu anlayabilecek; emin olabilecek durumda bile değilsin."
-Ama onunlayken iyi hissediyorum.
-Sadece 'O'nu arıyor olmayasın. Yani düşündüğün zaman "iyileştin" denebilir bir kaç ay öncesine kıyasla ama o zamanlar sadece 'O'nu istiyordun. Şimdi sadece biraz daha iyileştin, etrafına bakabiliryorsın diye 'O'nu tamamen unuttuğu manasına gelmez bu. Aksine sadece bir imitasyonunu aramaya çalışıyor olabilirsin.
-Hayır! Ben onun yanında farklı hissediyorum. O, şey... O... Sarılıyor bana.
-O zaman başından sonuna kadar haklısın! Düşünsene! Sana sarılan bir kadın... Dahice!
-Aslında...
-Eminim onu kastetmek istememişsindir.
-Daha bitmedi. Biraz daha içip geliyorum!
Her şeye baştan başlayacak takatim yokmuş gibi hissediyorum. Ama istekliyim de. O aptal isteğe mi kulak asmalı yoksa kulağa makul ve mantıklı gelen "sıkıcı" sese mı?
Bazen tertemiz bir şeyler hissediyormuşum gibi geliyor, iyi hissetmemi sağlayan. Peşinden gitmek istiyorum, gidiyorum da. Ardından yine o aptal fikir...
-Bu sadece bir 'yardım çağrısı'. Aslında bunu istemiyorsun bile. Belki de istiyorsun. Hahahahaha! Bunun ne olduğunu anlayabilecek; emin olabilecek durumda bile değilsin."
-Ama onunlayken iyi hissediyorum.
-Sadece 'O'nu arıyor olmayasın. Yani düşündüğün zaman "iyileştin" denebilir bir kaç ay öncesine kıyasla ama o zamanlar sadece 'O'nu istiyordun. Şimdi sadece biraz daha iyileştin, etrafına bakabiliryorsın diye 'O'nu tamamen unuttuğu manasına gelmez bu. Aksine sadece bir imitasyonunu aramaya çalışıyor olabilirsin.
-Hayır! Ben onun yanında farklı hissediyorum. O, şey... O... Sarılıyor bana.
-O zaman başından sonuna kadar haklısın! Düşünsene! Sana sarılan bir kadın... Dahice!
-Aslında...
-Eminim onu kastetmek istememişsindir.
-Daha bitmedi. Biraz daha içip geliyorum!
17 Aralık 2012 Pazartesi
...and action!
Bir kaç ay önce bir blog açmayı düşünmüştüm. Rezalet haldeydim. Üniversiteden mezun olmuştum, hatta yüksek lisansa başlamış, 5. ayın sonunda bırakmıştım. 2011 Eylül ayında parçalanmaya başlayan hayatımı mantıksız hamlelerle bir arada tutmaya çalışıyordum. Ne yapmak istediğimden, ne yapabileceğimden, nerede yaşamak istediğimden emin değildim. Her geçen gün özgüvenimin eriyişini hissediyordum(ki özgüveni yüksek biriyimdir ya da öyleydim), sarhoş bir halde kendi kendime attığım acı kahkahalarla. Hiç bir hedefim yoktu. Hiç bir şey de istemiyordum. Sadece 2011 Ağustos'undaki mutluluğumu istiyordum. Takılıp kalmıştım oraya. Her gün aklımda yeniden senaryoları oynatıp "Hangi detayları değiştirseydim her şey yolunda giderdi?" diye soruyordum kendime. Ha tabi bir de 4 senedir birlikte yaşadığım kız arkadaşımla da ayrılmıştık : ) Hissi bilirsin.
İlerleyen günlerde yazacağım yazılardaki dengesizliğin nedenini kolayca anla diye anlatıyorum bunları. Başı olmadan kıçını anlaman güç olabilir. Ayrıca merak etme "tortured artist" kafasında bir blog olmayacak bu. İyileştim sayılır. Her geçen gün iyileştiğimi hissediyorum hiç değilse. Özgüven durumu da fena değil hala üstünde çalışıyorum. Her şeyin bir günde yoluna girmesini bekleyemezsin ya. Hele ki 1 sene boyunca özenle siktiğin, yerle bir olan bir hayatının... Çok uzun zaman önce değil bak, geçtiğimiz temmuzda ne yazmışım.
"Bugün doğum günümde bana hazırladığın kutudan çıkan 2 küçük Jack’i içiyorum. İroniye bak. Bir zamanlar kutup yıldızınmışım ya hani. Sönüşüme ağlıyorum. Hayatının anlamıymışım... Hayatına yeni anlamlar yüklemeni bekliyorum. Şerefe!"
Bunu okurken gülümseyebilmemi bile iyileştiğimin bir işareti olarak yorumluyorum. Neyse çok dağıttım konuyu. Demek istediğim... Bir kaç ay önce bir blog açmak, bir şeyler karalamak istiyordum. İyi ki yapmamışım. Yoksa ağlama duvarından farksız olurdu burası. Ha şimdi neler bekleyebilirsin? Hiç bir şey. Kalemim zayıftır. Az okurum. Çok ilgi çekici zevkleri olan bir adam da değilim. Geçmiş hakkında konuşurken "keşke" diyen tiplerden de değilim. Takdir edersin ki "keşke" demeyince anlatacak pek bir hikayen de olmuyor. Şanslı bir adam sayılırım. Ne zaman her tarafım boka batsa bir şekilde oradan çıkar, kolayca temizlenebilirim. Umursamaz biriyim bu da etrafımda olan bir çok şey hakkında çok düşünmememi sağlıyor. Oradan da malzeme çıkmaz yani. Anlayacağın sarhoş olduğum zamanlar görüşeceğiz senle. Saçma şeylerden bahsedeceğiz. Şöyle bitireyim....
İlerleyen günlerde yazacağım yazılardaki dengesizliğin nedenini kolayca anla diye anlatıyorum bunları. Başı olmadan kıçını anlaman güç olabilir. Ayrıca merak etme "tortured artist" kafasında bir blog olmayacak bu. İyileştim sayılır. Her geçen gün iyileştiğimi hissediyorum hiç değilse. Özgüven durumu da fena değil hala üstünde çalışıyorum. Her şeyin bir günde yoluna girmesini bekleyemezsin ya. Hele ki 1 sene boyunca özenle siktiğin, yerle bir olan bir hayatının... Çok uzun zaman önce değil bak, geçtiğimiz temmuzda ne yazmışım.
"Bugün doğum günümde bana hazırladığın kutudan çıkan 2 küçük Jack’i içiyorum. İroniye bak. Bir zamanlar kutup yıldızınmışım ya hani. Sönüşüme ağlıyorum. Hayatının anlamıymışım... Hayatına yeni anlamlar yüklemeni bekliyorum. Şerefe!"
Bunu okurken gülümseyebilmemi bile iyileştiğimin bir işareti olarak yorumluyorum. Neyse çok dağıttım konuyu. Demek istediğim... Bir kaç ay önce bir blog açmak, bir şeyler karalamak istiyordum. İyi ki yapmamışım. Yoksa ağlama duvarından farksız olurdu burası. Ha şimdi neler bekleyebilirsin? Hiç bir şey. Kalemim zayıftır. Az okurum. Çok ilgi çekici zevkleri olan bir adam da değilim. Geçmiş hakkında konuşurken "keşke" diyen tiplerden de değilim. Takdir edersin ki "keşke" demeyince anlatacak pek bir hikayen de olmuyor. Şanslı bir adam sayılırım. Ne zaman her tarafım boka batsa bir şekilde oradan çıkar, kolayca temizlenebilirim. Umursamaz biriyim bu da etrafımda olan bir çok şey hakkında çok düşünmememi sağlıyor. Oradan da malzeme çıkmaz yani. Anlayacağın sarhoş olduğum zamanlar görüşeceğiz senle. Saçma şeylerden bahsedeceğiz. Şöyle bitireyim....
“You can spend minutes, hours, days, weeks, or even months
over-analyzing a situation; trying to
put the pieces together, justifying what could’ve, would’ve happened... or you
just leave the pieces on the floor and move the fuck on.”
Tupac Amaru Shakur
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)